Anasayfa Biyografi Hayatı Fotoğraf Galerisi Madalyalar ve Özel Eşyalar Kemal Kayacan Hakkındaki Yazılar
Kemal Kayacan Hakkındaki Yazılar

KAYACAN'DAN SON MEKTUP

Onu ilk gördüğümde 19 yaşındaydım. 1955 yılının Şubat veya Mart ayında, soğuk ve rüzgârlı bir gecede Harbiye Birinci Sınıf öğrencileri olarak SAVARONA Okul Gemisi ile açık deniz eğitimine çıkıyorduk. Hepimiz heyecanlıydık. Bir kere, bu bizim ilk yurt dışı seyahatimiz olacaktı. Ayrıca gene ilk kez uzunca bir süre denizde kalacaktık ve bu seyir esnasında Okul Gemimizin uğrayacağı bir limanda genç Türkiye Cumhuriyetinin üçüncü Cumhurbaşkanı Celal BAYAR gemiye binecek ve Pakistan'da Karachi limanına kadar bizimle birlikte olacaktı. İşte, meslek hayatımızın ilk büyük deniz deneyimini yaşayacağımız bu geminin komutanı Kurmay Yarbay Kemal Kayacan'dı. 57 kişiydik. Kolej'e (O zaman Deniz Lisesine Deniz Koleji deniyordu ve Harp Okulu ile birlikte Heybeli Ada'da idi) 89 kişi girmiştik, ama Harp Okuluna geçtiğimizde 57 kişi kalmıştık. Gemi Dolmabahçe sarayının önünden hareket edecekti. Savarona ile birlikte iki muhrip, TCG Gaziantep ve TCG Sultanhisar (Demirhisar da olabilir) ve iki Denizaltı TCG Cerbe ve TCG Sakarya da Karachi limanını ziyaret edeceklerdi. Hareketten evvel bütün sınıf geminin Güvertesinde toplandık. Harp Okulu Komutanı ile Eğitim Komutanı birer veda konuşması yaptılar, sonra bir kısım arkadaşlarımız muhriplere ve denizaltılara dağıldılar. Ben dâhil 39 kişi de Savarona'da kaldık ve bir ay kadar sürecek bir seyahat başladı. Seyahate bizim dışımızda birçok önemli kişi katılıyordu. Öncelikle Cumhur Başkanı, beraberinde bazı Demokrat Parti milletvekilleri, bakanlar, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Sadık Altıncan, genel müdürler vardı. Hatta zamanın Futbol Federasyonu Başkanı Orhan Şerif Apak'ın da -ne ilgisi varsa- Cumhurbaşkanı heyetinde olduğunu hatırlıyorum. Ama bizim için en önemli kişi Dz. Kur. Yb. Kemal Kayacan idi. Çünkü o bir gemi komutanıydı. Hepimizin hayalinde ulaşmak istediği ilk yer. Ayrıca tüm seyahat boyunca bizimle en fazla ilgilenen de o oldu. Her fırsatta bizi toplayıp sohbet ederdi. Ege sorunlarını, Kıbrıs olayını ilk kez ondan öğrendik. Esasında bu seyahat ayrı bir yazı konusu olacak kadar ilginç olaylarla doludur. Ben sadece bizim sınıfın 7. nci Türk Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Kemal Kayacan ile ilk ne zaman, nerede ve hangi koşullar altında karşılaştığımızı belirtmek için bahsettim.

1956 yılında subay çıktıktan sonra emekli olana kadar geçen süreç içersinde Komutanım Kemal Kayacan ile yollarımız birçok kez kesişti. Donanma Komutanlığı Kurmay Başkanı iken ben Denizaltı Filosu Komutanı Tuğamiral Cavit Bengisu'nun Emir Subayı idim. Kayacan Donanma Komutanı olduğunda ise ben de Sakarya Denizaltı gemisinin komutanı idim. Deniz Kuvvetleri Komutanı olduğu yıl ben Belçika'da Avrupa Müttefik Kuvvetleri Karargâhı Türk Askeri Temsil Heyeti Başkanlığı'na Deniz Plan Subayı olarak atanmıştım. Bu görevim sırasında bir NATO tatbikatı için Belçika'ya geldiklerinde de mihmandarlığını yaptım. Bu görevimden sonra ben Deniz Kuvvetleri komutanlığı Genel Sekreterliğine atandığımda Kemal Kayacan Kuvvet Komutanlığı görevini de tamamlamış ve emekli olmuştu.

1974 yılı Eylül ayında Genel Sekreterlik Görevine başladıktan kısa bir süre sonra bir gün telefonum çaldı. Arayan emekliliğinin üzerinden henüz iki veya üç ay geçmiş olan Kemal Kayacan'dı. Bana Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Hilmi Fırat ile Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Koramiral Nejat Tümer'e bir nezaket ziyaretinde bulunmak istediğini ve ne zaman müsait olabileceklerini sordu. Hemen programlarına baktım, öğleden sonra müsait olabileceklerini söyledim. Komutan ve Kurmay Başkanı'na haber verip onaylarını aldıktan sonra Kemal Kayacan'ı arayarak kendilerini aldırmak üzere arabayı nereye göndermemi istediklerini sordum. Bana araba istemediğini, kendi arabası ile geleceğini, sadece lumbar ağzına (karargâhın ana giriş kapısı) haber vermemi istedi. Doğrusu şaşırmıştım. Israr edecek oldum. Kesin bir dille istemediğini, sivil hayata çabucak alışması gerektiğini söyledi. Hiçbir şey diyemedim. Durumu Kurmay Başkanı Nejat Tümer'e bildirdim. "Git aşağıda Lumbar ağzında sen karşıla" dedi. Kendisini karşıladım. Peugeot 504 marka, doğru hatırlıyorsam yeşil renkli bir arabayla geldi. Yanında kimse yoktu ve arabayı kendisi kullanıyordu. Arabasını park etti. Ziyaretlerini yaptı. Bana uğradı ve sonra geldiği gibi arabasına binerek gitti. Kayacan'ı iyi tanıyordum. Ne kadar alçak gönüllü, çevresindeki bulunan erinden en yüksek rütbelisine karşı herkesle ilgili ve sorunlarına duyarlı, ailesine de son derece düşkün bir baba olduğunu biliyordum. Buna rağmen bu olay beni çok etkiledi ve hiç unutamadım.

Aradan yıllar geçti. 1992 yılı 29 Temmuz'da bu defa ben Koramiral olarak Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı iken dâhili telefonum çaldı. Arayan Donanma Komutanı Oramiral Vural Bayazıt idi. Kuvvet Komutanı Oramiral İrfan Tınaz Bulgaristan'a resmi bir ziyaret için gittiğinden Kuvvet Komutanlığına vekâlet ediyordu. Emekli Oramiral Kemal Kayacan'a İstanbul'da evinde bir saldırı olduğunu, durumun henüz tam olarak açıklık kazanmadığını, ancak İstanbul'a gelmemiz gerekebileceğini ve hazırlık yapmamı istedi Biraz sonra da durum netlik kazandı. Türk Deniz Kuvvetlerinin 7.nci Komutanı Emekli Oramiral Kemal Kayacan evinde uğradığı hain bir saldırı sonucu şehit olmuştu. Donup kalmıştım. İnanmak çok zordu. Ama gerçekti. Aynı gün Oramiral İrfan Tınaz Bulgaristan'dan döndü. 1 Ağustos Cumartesi günü Hava Kuvvetlerinden sağlanan bir uçakla İstanbul'a gittik ve aynı gün Selimiye Camii'nden Deniz Kuvvetlerimizin bu unutulamayacak Komutanını sonsuzluğa uğurladık.

3 Ağustos Pazartesi günü Yüksek Askeri Şura toplandı. Ertesi gün odamda otururken ve olayın şokunu henüz üzerimden atamamışken Emir Subayım içeri girdi ve hiçbir şey söylemeden bir mektup uzattı. Zarfa baktım. Kimden geldiğini görür görmez adeta kanım dondu. Mektup sevgili Komutanım Kemal KAYACAN'dan geliyordu. Şehit olmadan bir gün önce yazılmış ve postaya verilmişti. Arkadaşı emekli Amiral Sezai Orkunt için aynı devrede Antalya'da Karpuz kaldıran kampında yer temini için her zamanki alçak gönüllülüğü ile yardımcı olmamı istiyordu. Uzun süre gözlerimi mektuptan ayıramadım. Sonra Amiral Sezai Orkunt'u aradım ve mektuptan kısaca bahsettikten sonra, arzu ederlerse kendilerine yardımcı olmaya çalışacağımı söyledim. Bir süre konuşamadı, sonra alçak bir sesle " sanırım artık gerek kalmadı" dedi. O da ben de kendimizi zor tutuyorduk ve bunun farkındaydık. Kısaca vedalaştık ve telefonu kapattık. Komutanımdan gelen bu son mektubu sakladım. Ama son emrini yerine getiremeyişimin üzüntüsü içimde hep canlı olarak kaldı. Ruhu şad olsun.

P. Turhan ÖZER
E. Koramiral


Copyright | 2010 | www.kemalkayacan.com