Anasayfa Biyografi Hayatı Fotoğraf Galerisi Madalyalar ve Özel Eşyalar Kemal Kayacan Hakkındaki Yazılar
Kemal Kayacan Hakkındaki Yazılar

06.AĞUSTOS.2008

Sayın Fatoş Kayacan Hataylı,

01.Temmuz.2008 tarihli mektubunuza, tatil arası eve gelişimizde 01.Ağustos'ta ulaşabildim. Sizin babanıza, benim, bizlerin, Deniz Kuvvetlerimizin de komutanına ait mutasavver kitabınızın ana formatının oluşturulduğu ve basım hazırlığının son aşamasına gelindiği mektubunuzdan anlaşılıyor.

Bir bölümü de; Deniz Subayı Kemal KAYACAN'a yani mesleğine ait olacak. Ve bizlerin bir iki sayfalık anılarıyla da bu bölüm oluşacak.

Ayrıca yayını için anlamlı bir tarihte belirlemişsiniz.

Peşinen belirteyim ki; mektuptaki isteğinize tam uymayı görev sayıyorum. Ve yerine getirerek EK'te sunuyorum.

Yıllardır Babanızın hatırasıyla ilgili uğraşlarınızı yakından bilenlerdenim. Ulaşılan bu aşamada "pişmiş aşa su katmak veya tuz, biber ekmek''gibi bir amaç taşımaksızın, yalnız belki faydası olabilir düşüncemle bazı görüşlerimi de sunmaktan kendimi alamıyorum.

Öncelikle belirteyim ki; aradan geçen 16 yıllık süreyi ben gecikilmiş olarak görüyorum. Bilakis duygusallıktan arınmış daha gerçekçi bir yapıt olmasını sağlayabileceğini düşünüyorum.

Zaten komutanımız, meslektaşlarının kalbinde ve vatansever, memleket meseleleriyle ilgili, duyarlı yurddaşların kalplerinde yaşıyor.

Ayrıca Deniz Kuvvetleri Komutanlığı yayınlarında hak ettiği yerlerde hep var.

Ancak bu kitabınızın sizin çocuklarınıza,torunlarınıza,onlarınkine,genç ve gelecek Denizci nesillere ve bizlere de bir armağan olcaktır.

Tabii ki sizin içinde bir vefa örneği ve bir amacı başarmanın huzur kaynağı olacaktır.

Üzülerek değineceğim iki husus şudur:

  • Keşke yaşasaydı da, tam anı yazılacak yaşlarında kendi yazabilseydi Böylece hem Deniz Kuvvetleri Tarih ve Tarihçe yazımlarına hem de birçok gerçeğe katkıda bulunabilseydi.

    İşte çok acı olan bu.

    Yalnız çok yakından şahidi olduğum bir konuda; Deniz Kuvvetlerimizin tarihinin yazımı için uzun seneler büyük uğraşısıdır.

  • Diğeri, sizinde değindiğiniz gibi aradan geçen bu süreçte;
  • Çok az sayıda kalmış olan üstlerinden, ..Ve bilhassa akranlarından (üç dört sınıf üst ve astlarından) kaybettiklerimiz çok oldu. Tabiîdir ki bu da; genç Deniz Subayı Kemal KAYACAN'a ait anıları azaltacaktır.

    ***

    Bu Ağustos sonunda emeklilik yaşamımın 22 yılını geride bırakacağım. Bu sürecin bilhassa son on yılında; Tarih, Tarihçe, Anı tanımı, çeşitleri, içerikleri ve ilişkileri konusunda bilimsel araştırmalarım oldu. Bu konudaki orjin ve temel bilgimde; mesleğim sayesinde 1960'lı yıllarda yurt dışındaki öğretimimden elde ettiklerimdir.

    Bu bağlamda oluşturduğum bir ana formatla, Deniz Kuvvetlerimizin ilerde Tarih ve tarihçe yazımlarına katkıda bulunabilecek nitelikteki anılarımı yazdım ve yazıyorum.

    Bunlar arasında Kemal KAYACAN! a ait olanlarda çok var. Zaten onlar arasında birini kitabınız için seçtim. Ek'te onu sunuyorum.

    Bu seçimimdeki ana neden günceldeki bir konuyla olan yakın ilişkisidir.

    ***

    Kitabınızda, klasik ve kronolojik geniş bir özgeçmişin yer alacağını umarak, varsayarak tekraren değineceğim konu şudur;

    Deniz Subayı, Komutan Kemal KAYACAN, Deniz Kuvvetlerimizin birçok yayınında var. Bunların bir kısmını sizinde bildiğinizi, gördüğünüzü tahmin ediyorum.

    Örneğin:
    Rahmetli emekli tümamiral Fahri ÇOKER'ın, 'DENİZ HARB OKULUMUZ' adlı resmi dokümanının,2006 'da yayınlanan genişletilmiş yedinci baskısında ve önceki baskılarında

  • II. Bölümde 1935 Subay çıkışlılarda III. Bölümde Kuvvet Komutanı olarak var.
  • Deniz Kuvvetleri, Donanma, Saha, Deniz Eğitim ve Filo Komutanlıkları tarihçelerinde ve komutanları listelerinde.
  • Deniz Kuvvetleri Dergilerinde
  • Diğer dokümanlarda da var

    Kitabınızın tüm formatını bilmeksizin, ana özgeçmişin temadisi niteliğinde bu dokümanlardan, okunur küçültülmüş veya bazısı aynı ebatta alıntılara (digital fotokopi teknikleri kullanılarak)yer verilecek mi?

    Sadece düşündüğümü yazdığımın bilinmesi isterim.

    ***

    Şimdi de özellerime geçiyorum

    77 yıllık bir yaşamın 44 yıllında;

    Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk neslinden Bahriye Mektebi Talebesi ve sonra Deniz Subayı üniformasının tüm rütbelerine ait sırmaları kolunda, ispaletlerini omuzlarında taşımış ve üniforması bedenine 2. bir deri gibi kaynamış olan Komutanımız Kemal KAYACAN'ın 'ASKER OLMAK BİR AYRICALIKTIR. DENİZ SUBAYI OLMAK İSE DAHA BAŞKACA BİR AYRICALIKTIR.' Deyişine bizzat şahit olmuşumdur.

    Acaba kaç subay, kaç Deniz Subayı vardır ki! Birçok Cumhurbaşkanı, Kral, Kral Naibi, Başbakan, Bakan, Yüksek rütbeli komutanlarla genç yaşlarında aynı masada yemek yemiş, karşılıklı sohbet etmiş, elinde kılıcı Türk ve Yabancı Valilere, Belediye Başkanlarına, Eyalet Valilerine, bölgelerin yüksek rütbeli komutanlarına resmi ziyaretler yapmış, onların iadei ziyaretlerini kabul etmiş, şerefine verilen davetlere, yemeklere gitmiş, kendisi de resmi davetler vermiş.

    İşte; komutanımın işaret ettiği, kendisinin de bizzat yaşadığı ve bunların bazılarına benim de tanıklık ettiğim ,deniz Subayı olma ayrıcalığının bir bölümü idi.

  • Tanrı vergisi deniz sevgisi, ilgisi ile meslek seçimi,
  • Mesleki başarılar ile 26 yıl sonra, bir deniz subayı için büyük ideale, ulaşmak. Amiral olmak,
  • 12 sene sonrada deniz subayının pek enderine nasip olan en büyük ideale varmak. Deniz Kuvvetleri komutanı olup zirveye çıkmak,
  • Bu çok parlak mesleki yaşam kitabınızın bir bölümünü oluşturacak değil mi?

    Bir evlat için en büyük gurur, çok büyük bir miras değil mi?

    ***

    Böylesine mesleki bir yaşamdan, bende iz bırakan, unutulmaz birçok anılarla dolu kesitler.

  • sene 1954 Dz. Kr. Yb. Kemal KAYACAN, TCG SAVARONA Okul Gemisi komutanı. Bizim sınıf Harbiye I.sınıfı bitirdi. Marmara, Karadeniz sahil ve Liman tanıma, deniz eğitimi için okul gemisindeyiz.
  • Sene 1955. Bu sefer TCG SAVARONA'da açık deniz eğitimindeyiz. Yine komutanımız Dz. Kur. Yb. Kemal KAYACAN. Irak kralı Faysal, Kral Naibi Abdulillah'da gemide. Onları kapri ve CANNES'e götürdük. Orada bırakıp, BARCELONA'ya gitik. Bizim sınıf 30 Ağustos 1955'te BARCELONA'da SAVARONA'daki merasimle subay çıktı. Gemi komutanımızda Albay oldu.
  • Yurda dönüşte Moda'ya demirledik. Burda Kemal KAYACAN gemi komutanlığı görevini Kur. yb. Necati PINAR'a teslim etti. Gemi 1 Nolu motoru ile gemiden ayrıldı. Kendisini Çımariva mevkiinde selamlayarak uğurladık.
  • Albay –Tuğamiral Kemal KAYACAN Mayın Filosu Komutanı. Karargâh gemisi TCG ÇEŞME, Bende Filo Harekât Şube Müdürüyüm. (üsteğmen)
  • Karadeniz, Ege'de, Marmara'da Filo seviyesinde tatbikatlar. Filo dâhili tatbikatlar.
  • NATO çapındaki en büyük ve en uzun süreli tatbikat, İZMİR Mordoğan geçidinde. MCM Merkezi İZMİR'de. Bu MEDSWEEPEX–35 TATBİKATINI İDARE EDEN Kemal KAYACAN'dı.
  • Deniz Eğitim Komutanı Tümamiral Kemal KAYACAN Ben Deniz Harp Okulu Harekât öğretmeniyim. İdari emirle de Emir Subayıyım (Yüzbaşıyım)
  • Donanma Komutanı Koramiral KAYACAN, Ben TCG İSTANBUL Muhribi Komutanıyım. İşte benim saymakla bitmez mesleki anılarım bu süreçlerde.

    ***

    Çok özel anılarımıdan bazılarına çok özet değinmeden geçemiyorum. 12 Ekim 1963 Kasımpaşa Orduevindeki nikâh şahidimiz ve ailesi ile birlikte düğünümüzün şeref misafirleri. Deniz Eğitim Komutanım. Bundan dokuz ay sonra, Almanya'da resmi ziyarette iken orada yazıp, postaladığı mektubu ile mesleki hayatımın değişmesini sağlayan Komutanım. Bu vesileyle bu mektubu da size sunacağım.

  • Parlementer olarak ANKARA'da oturduğu süreçte Ankara'ya resmi görevle her gidişimde ziyaret etmişimdir. Hepsinde de akşam yemeğine bir yere davet edildim. Tabii ki ana konu, bana uyarı ve öğütler ve eski günlerin anıları.
  • Kendileri emekli olduktan sonra, Eylül 1974'te M/V AKDENİZ gemisi ile çıktıkları Akdeniz gezisinde bir günlüğüne iskenderiye'ye uğramışlardı. Komutanım, Anneniz ve siz, Kahire'de bizleri, onurunuza verdiğimiz kokteyle ve yemeğe iştirakle gururlandırılmış ve onurlandırmıştınız. Bu 6–7 saatlik ziyaretinizin uzun süreli yankıları da bizi gururlandırmıştı. Kadıköy'de eşimle birlikte arabada giderken radyodan Komutanımıza yapılan saldırıyı duyduk. İnanamadık ve konduramadık. Hemen evlerine yöneldik. Olayın vukuundan azami iki saat sonra ordaydık. Daha bazı izler ortadaydı. Taundan beter alçak terör, dalgalanma yaratacak bir hedef olarak bu sefer komutanımızı seçmişti. Olay çok acıydı. İnanılmazdı. Nedeni, Niçini çoktu. Olayın arkasındaki karanlık, şer gerçeklerin bir ve biran önce aydınlanması sizin gibi benimde dileğimdiR.

    Her vesile ile minnet, şükran duygularımla, saygıyla ve rahmetle anıyorum. Kitabınızı arzuladığınız ve en iyi şekilde bitirmenizi ve yayınlamanızı içtenlikle diliyorum.

    Ancak bu kadar kısa yazabildim.

    Saygılarımla...

    ANI-I

    ŞAFAK NASIL DOĞDU?

    Bu anım; Deniz Eğitim Komutanı Tümamiral Kemal KAYACAN'a (04.09.1962–20.07.1965)ve bu sürecin ilk yarısına aittir.

    Bundan sonra yazımda kendisini 'komutan' , 'komutanım' diye anacağım.

    Bu anımdaki yardımcı aktörleri, oyuncuları, figüranları diğer değişle tanıkları da (meslekten) ,kahraman gibi maalesef kaybettik. Hepsini saygı ve rahmetle anıyorum.

    Birçok anılarım arasında bunu seçmemin nedenleri:

  • Günceldeki bir konuyla yakın ilişkisidir.
  • Bazı gerçeklerin son bileni benle birlikte kaybolmamasıdır

    Bazen ve çok kere oyuncu, bazen de figürandım. Ama hepsinin tanığıyım.

    Komutanım, Mayın Filosu Komutanı iken (Albay-Tuğamiral, 160–1962) bende TCG ÇEŞME'deki karargâhında Harekât Şube Müdürü idim (üsteğmen) Komutan bu nedenle beni yakından tanıyordu. Eğitim Komutanı olunca Deniz Kuvvetlerinden, Deniz Harp okuluna Harekât Öğretmeni olarak istemiş. Daha öncede şartlar gereği Deniz harp Okuluna muayyen bir süre geçici görevle Topçuluk – Atış Kontrol öğretmenliği de yapmıştım.

    (TCG SAVARONA Topçu Subayı-Deniz Harp Okulu Harekât Öğretmenliğine de bakacak)şeklinde tayinim çıktı. Bu görevi (23.10.1962 -21.09.1964) arası yaptım. Sonra Komutanlığımdan öğrendim ki; aslen SAVARONA'ya tayinimi, ilerde Deniz Kıtamda eksiklik olmasın diye, komutanım istemiş.

    O zamanlar, tümgeneral/tümamiral tayinli emir subayı verilmezdi. Emir Astsubaylıkları da yoktu. Ama Komutanımın İstanbul protokolünde yeri vardı. Bende idari emirle, Ek görevin alametlerini yalnız görev gerektiğinde taşıyordum.

    Anımdaki kâh oyunculuğum, kâh figüranlığım, geneldeki tanıklığım da bu görevime müstenittir.

    ***

    Komutanımı tanıtmak bana düşmez. Bunun bilincindeyim. Buna karşın, bu deyişlerim yalnızca anıma boyut –içerik kazandırmak maksatlıdır.

    Komutanın, sezgileri, öngörüleri kuvvetliydi. Yapacağı her işi derinini araştırırdı. İnanıp başladığı işe asılır, mutlak bitirirdi. Mücadeleciydi. Astlarını, işin ehlilerini dinlerdi. İyi fikirlere değer verirdi. İşe iyi adam seçerdi. Hiç üşenmeden işi mahallinden tetkik eder gerektiğinde izlerdi. Pratik zekâsı ve tecrübesi ile çabuk ve isabetli karar verirdi. Alçak gönüllüydü, hoşsohbetliydi, teşekkür ve takdirini esirgemezdi. Halk adamıydı.

    Bu anımda, bunların hepsi vardır. Ve konunun realizesine de etkendir.

    ***

    Heybeli ada da epey lojman vardı. Yine de yetersizdi. Azda olsa adada dışarıda oturanlarda vardı. Buna karşın personelin sosyal tesisleri yoktu. Adanın ulaşımı kısıtlıydı. İmkânları da azdı. Ve pahalıydı.

    Komutan ilk iş olarak bir aile kantini yaptırdı. O zaman ki yasal mevzuata göre de işletme sermayesi sağladı. Ve bu konuya yardımcı olabilecek tüm diğer olanakları bizzat uğraşarak sağladı.

    Hem maddi katkısını, hem de kolaylığını personel yaşadı ve unutmadı. Üst lumbarağzında (bölük girişi) ,yol kenarında, mutfağı ev gibi kapalı kısmı (salonu) küçük bir kış gazinosu vardı. Bekâr subaylar tarafından ön görülmüş ve onlara hitap edebilecek kapasite de idi. Önünde küçük bir bahçesi vardı. Arazi yapısı itibariyle de çukurda kaldığı için manzarası sıfırdı. Yalnız yolu görürdü.

    Komutan, bunca personel adada oturuyor. Çoğu (lojmanları kastederek )deniz görmüyor. Melteminden faydalanamıyor. Mehtabını seyredemiyor. Denize giremiyor diye üzüntüsünü dile getiriyordu. Bu konuyu da çözmeye kararlıydı.

    Yer aranmaya başlandı. Şafakta ayazmanın güney tarafında yol kenarındaki arazi Deniz Kuvvetlerinindi. Lojmanlara da yakındı. Manzarası. Hele mehtabı çok güzeldi. Kısmen meltemi de alırdı. Çamları da vardı. Burası uygundu ama denizden yüksekti. Arazi denize doğru meyilli idi. Yol kenarı düzlük kısmı ufaktı.

    Komutan araştırmasında, Fener Partrikhanesine bağlı Ayazmandaki görevlilerin eskiden çaktırmadan yavaş yavaş arazimize tecavüz ettiği bilgisine ulaşmıştı. Sınırda tel çekiliydi.

  • Komutan tecrübesi, ön görüşü ve pratik zekâsı ile bizlere görev verdi.
  • Tapu Kadastrodan yetkili uzmanlar, yasal çağrı ile gelecek, aletleri ile de ölçümler yapacak, bu işlemlere Ayazma görevlileri, yasal yetkilileri de çağırılacak, kati sınır tespit edilecek. Herkesin huzurunda sınır işaretlenip tel çekilecekti. Böylece uluslar arası bir sorun ve kurumlar arası bir sıkıntı yaşanmayacaktı.

    Son aşamasına bizzat kendiside geldi. Bu görev bitmişti.

    ***

    Esas karar için arazinin plankotesinin yapılması gerekliydi. Yapılması gerekliydi. Bu işte en uzman kurumun karayolları olduğu öğrenildi. Karayollarının 17. Bölge Müdürlüğü de o zaman Maltepe'de kuvanset barakalardaydı.

    Yine devreye Komutanın forsu girdi. Bizzat kendisi konuşup Bölge Müdürünü akşam yemeğine davet etti. Müdürü, Maltepe'den Komutan motoru ile alıp getirmek, götürmek görevi de benimdi.

    Müdür araziyi de görüp, mühendis ve uzmanlarını göndereceğini bildirdi.

    Komutanın forsu daha da önemlisi hoş sohbeti sayesinde iş başladı. Uzmanlar aletleri ile geldi. Ölçümler yaptı. Arazi yapısı nedeniyle tam ölçüm yapamadıklarını bildirerek öneride bulundular.

    Hava kuvvetlerimizin bazı uçaklarında mail fotoğraf çeken makinalar varmış, onlar buranın fotoğrafını çekerse bu iş daha sağlıklı olabilirmiş. Gerektiğinde kendileri de imkândan faydalanıyorlarmış.

    Bu iş kolaydı. Komutanın muhiti genişti. Tanıdıkları çoktu. Emri üzerine kendisine I. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanını telefonda buldum. Hafızam beni yanıltmıyorsa, Denizaltıcı Albay Raşit METEL 'in ağabeyi Tümgeneral METEL Paşa idi.

    Gelecek pilotlara yerin anlatılması, geldiklerinde nasıl işaret kullanılacağı işi de bana düştü. Ertesi gün güneşin en uygun olduğu ve dedikleri saatte iki uçak geldi. Büyük ada Heybeli ada arası kanalda kuzey-güney istikametinde defalarca çok alçaktan uçtular.

    Okula gelenlerden ve akşama doğru öğrendik ki; uçaklar böyle uçunca her iki adada halk yeni bir ihtilal oluyor diye heyecanlanmış.

    Hava fotoğrafları kurye ile hemen geldi. Karayolları da plankoteyi çıkarıp getirdi. Üç düzlük olacaktı. En büyüğü en üstte yoldan epey içeri, ortancası ortada en dar olan da en aşağıda olacaktı. Burası dahi denizden epey yüksekti. Özetle arazi kot farıyla üç katlı hale gelecekti. Denize en uygun iniş yeri de belirlenmişti. Bunlar kâğıt üzerindeydi. Arazide ancak tahayyül edilebiliyordu.

    Komutan başta, tüm heyet arazide idik. Karayolları uzmanları bu işin insan gücü ile yapılacağını ve isimleriyle iki iş makinesi gerekeceğini bildirdi. Ada da bu iş için yalnız çelik kasalı kamyonumuz vardı.

    Karayollarındaki bu iş makineleri tekerlekliydi. Arazi yapısı nedeniyle burada ancak tırtıl paletli iş makinesi kullanılabilirmiş. Uzmanlar bu iş makinelerinin bölgede sadece Maltepe'deki Zırhlı Tugay'da bulunduğu bilgisini de verdiler. İşin bundan sonrası çok zordu. Ama komutan başladığı işi bitirirdi. Güçlüklerden yılmazdı.

    ***

    Bana, Maltepe Zırhlı Tugay Komutanını telefona bağlamamı söyledi. (Zırhlı Tugay Komutanı Tank Kur. Alb. Şecaattin KULOĞULLARI idi. 1963'te general, 1974 'te Korgenerallikten emekli oldu.)

    Bizzat kendisi 'bir kahvesini içmek için ziyarete geleceğini' bildirdi. Bende emir subayı olarak refakatinde idim. Gidildi. Özel ziyaret olmasına rağmen bando ve merasim kıtası ile karşılama yapıldı. Tam teftiş havasında birlik gezildi. Böylece iş makineleri de görüldü. Komutanım isteğini söyledi Tugay Komutanı, iade-i ziyarete geleceğini ve bizzat kendisinin ilk tesbiti yapacağını bildirdi. Komutanım kendisini yemeğe de davet etti. Tugay komutanı geldi. Şafak 'ı gördü. Yetkili personelini, iş makinesi operatörlerini, eksiksiz tespit yapmaları için göndereceğini belirtti. Geldiler, tüm ihtiyaçlar, kimlerin nerede, ne zaman, neler yapacağı detaylı tespit edildi.

    ***

    İş makineleri LCM-8'lere sığmıyordu. Askeri araba vapuru gerekliydi. Araba vapuru okul ön rıhtımına düz kapak atamıyordu. Rıhtım yüksekti. Araba vapurunun limana girmesi ve kayıkhane yanına kapak atması tek çareydi. Liman küçüktü. Çok güç manevralar gerekliydi. İş, bunu yapabilecek yürekli, kendine güvenen, gözü pek komutanı bulmaya geldi. İlk temaslar iyi değildi. Komutan kızdı. Hiç kimse çıkmazsa, hiç çekinmem tüm mesuliyeti üzerime alır, bu işi ben yaparım dedi.

    Araba vapuru Komutanı sınıf arkadaşım Erdoğan ÜLTAN beni aradı. Ben bu işi yaparım dedi. Gidip, hemen haber verdim. Komutan ayağa kalkıp 'işte bahriye ölmedi' diyerek memnuniyetini açığa vurdu.

    Erdoğan'ı makamına çaya çağırdı. Akşam yemeğine davet etti. Tabiî ki Bunlarda bende arkadaşımla duyarak vardım. Komutan bu iş sonunda Erdoğan için gerekli yerlere resmi takdir ve teşekkür yazıları yazdı.

    Gerçekten çok büyük işler başarıldı. Şafakta kat, kat düzlükler olmuştu.

    İstanbul kasımpaşa'dan, inşaat-emlaktan mühendis ve ustalar getirildi. Hiç tahsisat yoktu. İnşaat emlak gurubunun olanakları ile üst düzlüğe (bir mutfak, bir çay ocağı, orta büyüklükte bir salon, iki tuvalet, biri nöbetçi, diğeri yetkili görevli için iki ufak odadan ibaret) bir kışla gazinosu yapılacaktı. İcabında üstünün teras gibi kullanılması da öngörüldü.

    Plan çizildi, dış görünüm resmi yapıldı. Toprağa kireçle nerede neyin olacağı çizildi. Karar verildi. Yapıldı. Bu tesise su gerekliydi. İrtifa farkından istifadeli su deposu şarttı. Ama malzeme bitmişti

    ***

    Bahriyeyi çok iyi bilen, tanıyan, pratik zekâlı komutan Makine Binbaşı Ahmet SEYYAR'ı çağırdı.(ona çok güvenirdi.)

    Gölcük'e git. Hizmet dışı kalmış E-Ç sınıfı geminin bacasını sök, tersanede su deposu yap, al getir diye emir verdi. Bu iş en iyi, örnek şekilde yapıldı. Yapılıp getirildi. Hem de ada da oraya rahat taşınabilmesi için tekerlekler üzerinde.

    Seneler sonra tesis büyüyüp ihtiyaç artınca ikinci bir bacanın da getirildiğini de gördümdü.

    ***

    (Not: Güneş, Ay Doğar, Şafak Doğmaz söker diyenlere cevabım; bu ŞAFAK başkadır. İyi bilinmelidir ki!)

    Sonraki Deniz Eğitim Komutanları ve Harp Okulu Komutanları zamanında; ŞAFAK, büyüdü, gelişti, güzelleşti. Motelleri çoğaldı. Daha eğitim merkezi lafı yokken, bizim şafaktan şahane kampımız vardı. Bunda tüm emeği geçen Komutanları ve ilgilileri de saygıyla, ebediyete intikal edenlerini de rahmetle anıyorum.

    Bizler denizdeyken, eşlerimiz çocuklarımız yakındaki, güvenli güzel tesisten tam bir aile ortamı içinde senelerce istifa etti.

    Bu işlerin gerçekleştirilmesindeki birçok ilginç anılarımı da uzatmamak için atladım. Yinede ancak bu kadar kısa yazabildim.

    ***

    İLK ŞAFAK'I, O YERDE VE GELİŞEN SONRASINI, ŞİMDİKİNİ GÖRENLERE BİR SORUM VAR.

    ŞAFAK ŞİMDİ NASIL!

    Saygılarımla.

    ANI–2

    Yıl 1954, mevsim yaz. Deniz harp okulu birinci sınıfını bitirdik. TCG SAVARONA Okul gemisinde yaz dönemi; Marmara, Karadeniz Sahil ve Liman tanıma ve Deniz eğitimindeyiz. Sıfatımız Harbiyeli Deniz Talebesiydi.

    Gemi Komutanımız Dz. Kur. Yb. Kemal KAYACAN'dı. Birkaç Marmara limanı sonrası ERDEK limanına demirledik. Askeri gemilerin yurtiçi liman ziyaretinde uygulanacak protokol esasları için, hem gemilerde hem de sahildar mülki makamlarda (Valiliklerde, Kaymakamlıklarda, Nahiye Müdürlüklerinde) çok detaylı yönetmelikler vardır. Bu yönetmelikler yabancı harp gemisi ziyaretlerinde yapılacakları da kapsar. Ciddi bir konudur. Bunlarda bu eğitim kapsamında öğretilir. Tatbiki olarak da görülürdü.

    Bu ziyaretler aynı zamanda Deniz Kuvvetleri için bir gösteridir. Bilindiği üzere valiler ve kaymakamlar yörede Cumhurbaşkanını temsil ederler.

    Erdek'te de yönetmelik gereği karşılıklı ziyaretler yapıldı. Akşamüstü kaymakam, İpek Fabrikasında (herhalde ilçede bu konudaki en iyi imkânlar ortadaydı.) bir kokteyl verdi. Kokteyle gemi subayları (nöbetçiler hariç ile 15 Deniz Talebesi davetli idi. Talebelerden biri de bendim ayrıca kokteyle ilçedeki üst düzey kamu görevlileri, eşrafın elitleri davetliydi.

  • İçki servisi yapıldı. Bizlere de limonata verildi.
  • Komutanımız, Kaymakama cevabı teşekkür konuşması yapmaya başladı. SAVARONA'yı tanıttı. Okul gemisi olmasının nedenlerini açıkladı. Yapılan deniz talebesi deniz eğitiminin maksat ve kapsamını anlattı. Şerefe içkisini kaldırmadan önce bizlere dönerek, bir komutan edasıyla değil, babacan tavrıyla 'Genç Deniz Talebesi Harbiyeliler siz ne içiyorsunuz, bakalım' diye sordu.

    Limonata diye cevap verdik. 'niye' diye sordu. Bize sadece o ikram edildi dedik.

    Komutanımız Kaymakama dönerek bizlere de içki servisi yapılmasını rica etti ve konuşmasına devam ederek;

    "Bu eğitime bu tür aktiviteler de dâhildir. İlerde bu bahriyeliler, yurtdışı limanlara da, subay, komutan olarak gidecekler. Memleketi temsil edecekler. Oralarda da içki ikram edilecek. İçki içmekte bir kültürdür. O da içerek öğrenilir. Bu tatbiki eğitime bu da dâhildir''dedi. Bu konuşması sivil erkândan büyük alkış aldı. Bizlere de hemen içki servisi yapıldı. Bira veya beyaz şarap tercihlerimiz oldu.

    Kaymakam bizlere servis yapıldığını gördükten sonra. Komutana hitaben özür diledi. Bizlere de güzel bir ders oldu demişti. Onunda bu sözü alkışlandı. Komutan, kaymakam, hep birlikte şerefe kadeh kaldırıldı.

    Bizler onere edilmiştik. Hem de içki konusunda hiç unutulmayacak böylesine bir uyarıda almıştık.

    Senelerce bu anımı aileme, yakınlarıma, bilhassa kokteyl ve yemek davetlerinde ki çağırışımla etrafımdakilere defalarca anlatmışımdır.

    Bu vesile ile sizlerinde, hem bilginize, hem de görüşlerinize sundum!

    Bundan sonrası gördüklerimle, yaşadıklarımla içki içmenin de bir kültür olduğuna inanarak, unutmayarak, gerektiğinde de anlatarak.

    Tabiidir ki Komutanımı da saygıyla ve rahmetle anarak.

    Saygılarımla.





  • Copyright | 2010 | www.kemalkayacan.com