Anasayfa Biyografi Hayatı Fotoğraf Galerisi Madalyalar ve Özel Eşyalar Kemal Kayacan Hakkındaki Yazılar
Kemal Kayacan Hakkındaki Yazılar

KAYACAN PAŞAM...

Kayacan Paşamın küçük kızı Fatoş Hanım'dan (05. Eylül 2008) aldığım meil de şöyle yazıyordu; "Cevat Bey, sevgili babam için bir kitap yazmak istiyorum, siz de babamla ilgili düşüncelerinizi yazarsanız bu kitapta yer vermek istiyorum." Son derece mutlu oldum, biraz da heyecanlandım. Bir evladın, babasını kaleme alıp bir kitap yazacak olması olağan üstü bir durumdu. Hele şahsımdan bir yazı istenmesi benim için onur vericiydi. "Seve seve" dedim ve sevgili Paşam şehid edildiğinde kaleme alıp gazetemin (Antalya Ekspres) başyazısında (Paşamı da vurdular başlığı ile) yayımladığım (01.08.1992) yazımı esas alarak birşeyler yazmaya çalıştım. Aslında o kadar çok şey var ki yazılacak, yazılması gereken! Ama bir şeyi çok iyi biliyorum; sevgili Paşam ile ilgili günlerce de yazsam, onlarca da kitap yazılsa yine de sığmaz satırlara..

..........................

İskenderun'daki kırk beş günlük temel eğitimimi tamamladıktan sonra Gölcük Donanma komutanlığı'na iki gece, bir gündüz süren tren yolculuğunu müteakip soğuk bir kış gecesi Derince'den çıkarma gemisiyle geçerek ulaştık 1971 yılının birinci ayında. Yine Gölcük garnizonuna atanan yaklaşık elli asker arkadaşım ile birlikte. Görevim şoförlüktü. İskenderun Er Eğitim Alayı'nda yaklaşık 7 bin deniz askeri arasından toplam yüz kırk sekiz sivil ehliyetli şoför çıkmıştı. (Dönem olarak bu kadar az sivil şoför ehliyetli er çıkmasının sebebi; 1970 yılında Sağmalcılar semtinde çıkan Kolera salgını nedeniyle İstanbul'dan asker alınmayışı idi) Sivildeki trafik imtihanlarına taş çıkartan sınavlarda birisi ben olmak üzere beş kişi en yüksek puanı alarak komutan şoförlükerine atandık. Gölcük Donanma Komutanlığı'na atanmamın nedeni buydu.

Gölcük'te ilk üç ay etrafı tanımakla, çeşitli amiral ve komutanlara geçici hizmetlerim oldu. Bunlar arasında; Harp Filosu Komutanı Tümamiral (daha sonra Deniz Kuvvetleri Komutanı ve 12 Eylül'de Konsey Üyesi olan ) Nejat Tümer Paşa, Mayın Filo Komutanı Tuğamiral Nejat Serim Paşa ile daha birçok komutanları sayabilirim. 1971 Nisan ayının ilk haftasında da Donanma Komutanı Oramiral Kemal Kayacan'ın makam şoförlüğüne getirildim. Kısa sürede, adeta Kayacan Ailesinden biri oluvermiştim.

Komutanlığın yüz metre kuzeyindeki iki katlı konutun üst katında Kayacan ailesi, alt katında iki posta er ile birlikte bize ayrılan özel bölümde kalıyorduk. İzin günlerim hariç her günümüz birlikte geçiyordu Kayacan Ailesi ile. İki kızından büyük olanı Zeynep; Dz.Yarb. Ergin Özer ile evli, henüz ilkokula gitmeyen Ayşe isimli bir kızı ve ilkokul son sınıfta Ali isimli bir oğlu vardı. Bu iki torun ile cıvıl cıvıldı Kayacanlar. Kayacan Paşa'nın küçük kızı Fatoş, Ankara Olgunlaşma Enstitüsü'nde hem tahsilini sürdürüyor hem de okulun düzenlediği defilelerde mankenlik yapıyordu. Mutluydu Kayacanlar, mutluydum Kayacan ailesiyle birlikte olmaktan. Kemal Kayacan ve zarif eşi Feriha Kayacan bir babaydı, anneydi benim için. İki kızı için de bir kardeştim.

Tam bir asker babası olan Kayacan Paşa'nın en büyük merakı zengin silah koleksiyonuydu. Bu arada, 1971 yılı Türkiye için sıkıntılı bir dönemin başlangıcıydı. Özellike büyük kentlerde tırmanan terör olayları üç büyük şehirde sıkıyönetim ilan edilmesine neden oldu. İstanbul'da Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Faik Türün Sıkıyönetim Komutalığına getirilirken Donanma Komutanı Oramiral Kemal Kayacan da yardımcılığına atanmıştı. Böylece her hafta pazartesi ve cuma günleri Gölcük'ten İstanbul'a, Selimiye Kışlasında yapılan sıkıyönetim toplantılarına gidiyorduk Kayacan Paşa ile.

Hayatımın en güzel ve unutulmaz günlerini geçirdiğim bu birlikteliğimiz 1972 Haziran ayının sekizine kadar sürdü. Terhisime üzülüyordu Kayacan Ailesi. ''Gitme, sivil olarak görevine devam et'' diye rica ve ısrar etti beni bu onurlu göreve alan Emir Subayımız Yarb. Rifat Bigat. Çünkü Deniz Kuvvetleri Komutanı olması kesinleşmişti Kayacan Paşa'nın. Ağustos ayında görevi, sınıf arkadaşı Celal Eyicioğlu'ndan devralacaktı. Sorumluluğum gereği kalamazdım. Yarım kalan işlerimimin başına sılama, Antalya'ma dönmem gerekiyordu.Tüm ısrarlarına rağmen gözüm arkada veda ettim Kayacanlar'a.

Dünyada tanıdığım en mükemmel insanlardı Kayacanlar. En son öldürülmesi gereken bile asla değildi Kemal Paşam. Zaten lanet olası terörün amacı; masum, çok sevilen insanları katlederek ülkede kaos yaratmak değil miydi! işte Kayacan Paşa kendi halinde, sevilen, emekliliğini sürdüren bir güzel insan olduğu için hedef seçildi, kurban gitti kahrolası teröre. Çok sevdiği eşinin gözleri önünde, bir akşam vakti evinde kapısını çalan aşağılık üç terörist tarafından kalleşçe şehid edildi bu güzel, bu asil insan. Geride gözü yaşlı bir eş, iki evlat ve torunlar bırakarak gitti bu şerefli asker. Elbet bir gün bu yolculuğa çıkacaktı. Ama asla böyle bir son olmamalıydı Kemal Kayacan Paşa için!...Ruhun şad olsun asker babası sevgili Paşam. Cennet mekanın olsun, nurlar içinde yat.

Türkiye'de şehid edilen en üst düzey komutan olması nedeniyle her yıl 29 Temmuz'da Edirnekapı Şehitliğindeki kabri başında DKK'lığınca resmi törenle anılıyor Kayacan Paşam. Bu törene eksiksiz katılıyor tüm Kayacan Ailesi ilk günden beri. Kısmet oldu, ben de ailemle birlikte hazır bulunmuştuk 2006 yılındaki anma töreninde. Tam otuz dört yıl sonra Paşamın kabri başında yeniden kucaklaştım Kayacan Ailesiyle. Yaşadığım sürece her 29 Temmuz'da orada, sevgili Paşamın huzurunda sevgili ailesiyle birlikte olmak, O'nunla geçen günlerimi yad etmek en büyük arzu ve isteğim olacaktır.

Cevat ALP/ Antalya

Copyright | 2010 | www.kemalkayacan.com